BİR RİSALE Kİ…

kerze

İlahi her ne kadar emanete emin değilsem de emaneti verdiğin zaman böyle olduğumu biliyordun!

Sahip olduklarını sanırlar, perde açılsa da görseler.

Yakini doğru tut dili ise suskun. Ne burada kaybolursun ne de orada unutulursun.

Asıl gönlünün visalidir, gerisi su ve çamur zahmetidir.

Arayan söylenir, bulan sessiz.

Dünyayı yaratılmışlara 

dağıtda diri ol,kimsenin yüreğini incitme kul ol.

Dost kapıdan çıkarılsa da gönülden çıkarılamaz…

Ey geç öfkelenip tez barışan, nihayet beni ümitsizlik içinde bırakmadın.

İlahi! gönüllerimize kendi muhabbet tohumundan başka bir şey ekme. ten ve canlarımıza lutuf ve merhametinden gayrısını nakşetme, tarlalarımıza rahmet yağmurlarından gayrısını yağdırma!

 

(Dil ü cân – Abdullah Ensari ks./ Semerkand yay.)

Devamı gelecek inşaallah.

Reklamlar

Sahabe Hayatları’ndan Güzel Kesitler

442592_w640_h640_cid49754_pid233574

Dört halife başta olmak üzere Hz. Hatice ve Hz. Fatıma annelerimiz, Sad b. Ebi Vakkas, Talha, Zübeyr gibi aşere-i mübeşşerenin önde gelenlerinden olan Sahabe-i Kiram efendilerimizi, Üstad Necip Fazıl’ın kuvvetli kaleminden yeniden okuyoruz. Öne çıkan özellikleri, hayatlarında dönüm noktası olabilecek kesitler, akılda kalıcı vurgularla anlatılıyor.

           Buyurun okumaya:) Afiyet olsun…

Ayrıca sahabe hayatları dersleri işleyen  arkadaşlarımıza da zenginleştirici okuma kaynağı olarak tavsiye ediyoruzzzz. 🙂

(Hacegan Yayınları’ndan ve Semerkand İletişim Merkezlerin’den temin edebilirsiniz. )

en çok unuttuğum…

Bu zamanlar da en çok unuttuğumuz şey; dava adamı olmak.

en çok sahiplendiğimiz ya da bizi sahiplenen şey ise; anı yaşamak adına sadece zaman doldurucu -daha iyisi vakit öldürücü- anlık zevkler ve göz doldurucu eylemler.

artık insanlara hizmet adına götürdüğümüz çok şeyi reklam’a çevirme, içeriğini boş verme gibi bir hastalığın pençesindeyiz. dünya bir oyun ve eğlence ise biz de kendi oyunumuz içinde büyük işler yaptığımızı söylüyoruz.

tam da bu düşüncelerle eskidiğim zamanlar da karşıma çıkan Sezai Karakoç’un şu satırları beni silkti kendime getirdi;

“kendimin bir diriliş eri olduğuma inanıyorum. bir diriliş cephesi bulunduğuna ve kendimin de o cephede bir savaş adamı olduğuma, olmam gerektiğine inanıyorum.”

Dava ise devamlılık istiyor. sadakat istiyor;

“Yaşamayı ve ölmeyi, mekana ilişmeyi, zamana girmeyi, daha doğrusu zaman ve mekanla diyalog kurmayı, ancak ve ancak bu inanç uğruna göze alabilirim. Aşktır o benim için.

Yoldur.

Anlamdır.

Sestir.

Ülküdür.

Varoluştur…

Yüreğimi ancak o çarptırır.”

unuttuğumuz pek çok şey üzerine nasıl hatırlayacağız ve kıymetini bileceğiz ey büyük davamız..

Ahde vefamızı ne zaman hayatımızın her anına ve her alanına yayacağız.

“eyvah! Sakarya’m sana mı düştü bu yük?

Bu dava hor, bu dava öksüz, bu dava büyük…”

Ali Ulvi Kurucu – HATIRALAR

Bilmiyorum kaç kişi okumuştur -bilhassa bütün ümmet gençliğinin okuması gereken- bu kitabı. Ama uzun süredir okumayı düşünen biri olarak ben ancak elime alabildim. ve okudukça her sayfadan bir şeyler not etmek isteyerek ama beceremeyerek okuyorum. biraz yavaş sindire – dindire gitsem de.. Şiddetle kuvvetle ve her türlü takyidle, okuyun okuyun okuyun, diyorum.

” dedemin bu korkusuzluğu, onun tam bir hür insan oluşundan ileri geliyordu. Şöyle diyordu; Bu dünya da hür kimdir? Allah’a kul olan! oğlum Allah’a kul olan, nefsin esaretinden, kulların esaretinden kurtulur. Allah’tan gayrı her şey masivadır. Masiva fanidir. Fani olandan korkmak; şirktir, şirkin büyüğüdür. Yalnız Allah’tan korkacaksın.”          (sf.149)

bunları okuduktan sonra Babam (ks.)nun bir sözü aklıma geldi..

“illa korkacaksanız Allah’tan korkun.”

öyle basit ki her şey korkusuz “don kişot” değiliz, hiç bir zaman. Çocukken karanlıktan korkardık; şimdi adını koyamadığımız onca şeyden korktuğumuzu bilmeden korkuyoruz. Sanırım ikinci çocukluğumuzda ise en çok yalnızlıktan korkacağız. Dedem hep öyle der; kızım bu dünyada en çok korktuğum şey yalnızlık…

VESSELAM..