dibe vurmak dediğin…

Herşey hazır hayatta elimin altında .düşünmüyorum artık ötesini berisini..sen kırıp dökünce yarım yamalak oluyor her şey..kulluğum bile..

tumblr_mvj1mvJk6d1skxldco1_500

heves bazında yaşıyoruz hayatı. herşeyi hevesimizi alacak kadar seviyoruz. sonrası kırık dökük param parça..

devamlılık istiyor hayat bizden. sürüp gidemezse ihlas ile namaz dininde dünyanda yıkılıp göçüp gidiyor.

bir evin bakımı bile süreklilik istiyor…devamlı tozunun alınmasını bekliyor mesela eşyalar; ya almazsan, kir pas içinde isyan ediyorlar adeta bu düzensiz süreksizliğe…

düzen mi huzuru, huzur mu düzeni getiriyor bilmiyorum ama huzurumu etkileyen onca şey var en azından bunu billiyorum.

ihlas ile dedik ya, işte o öyle kolay bişey değil…ihlas ile olması gereken yalnız namazlarımız değil lakin..her adımımız mesabesinde..eşyaların tozunu alışımızda ihlas ile olmalı..sanırım. 

sanırım çünkü bilmiyorum.

bilmenin yalnız yaşamaktan ibaret olduğunuı bildiğim kadar.

itiraf edelim hepimizin hayatında eksikler veya eskiler var. işte bu yazı, o eksik ve eskilerin tümüne bir özet olsun diye yazıldı. içimdeki dibe vuran tüm duygular hayatımı değil cümlelerimi parçalasın diye..belki sonra ben yada o cümleleri okuyan herkes manaları parçalarda çeki-düzebn vermekten ziyade ihlasa yönelir diye…

bazen bazı şeyler son anında veya son cümlesinde mana bulur bu yazıda öyle oldu. manasına, amacına ulaştı ve geriye dönüp kırık dökük tüm kelimelerini topladı. selam edip ihlas ile yeniden bir niyete kaldı her şey..

ihlas ile vessealm… 

son! üç..iki..bir.

acayip bişey ..sukunet ama heyecan..rıza ama stres..

son günler dakikalar vs.işte ne bileyim..

kimsenin hesabına kalmıyo bu işler. Yalnız O cc. biliyor.

as

hamilelik hakkında herkes pek çok şey yazıyor internette lakin herkesin kendine özgü bir serüveni var tabii 🙂 hoş, stresli, koşturmacalı yada uykulu . bir başka dönem kadının hayatında hamilelik evresi. her türlü normal halinden soyunup anneliğie hazırlandığı,  kendisini tanıyamadığı belki yeniden keşfe çıktığı; başta uykulu, sonra alışımış, zamanla yeni kıyafetlerle tanışan, alakasız zamanlarda duygusala bağlayan, hele evliliğin ilk dönmelerinde ise eşine “Allah yardım etsin” denilecek cinsten acayip bi psikolojide olan, bir vakit bakımlı bir vakit salaş ama her daim yenilik içinde ve yeni bir şey’e, inanılması güç tek mucize kelimesiyle ifade edilecek bir gerçeğe hazırlık halinde.

kayınvalidem hamilelik için bişey söyledi geçen gün; hamile kalıpta ya da bilipte bir çocuğun anne karnındaki gelişimini inanmayana şaşarım. Yaratılışın her evresinden öte birebir kadında gösterdiği etkileşimlerle imana büyük bir destek ve yaşanımış bir delil.

bu süreçte bende kendi deneyimlerimi ufak ufak notlar halinde yazmak istedim lakin; yine planlı bir yazma eylemini gerçekleştiremedim. 😦 🙂

bu güzellikler hakkında bir şeyler yazabilmek hesaplamalara göre son günümü, bebişiminde dünyaya gözlerini açması gereken ilk gününü gösteren vakte nasipmiş. 

dostlarımdam dua dileyerek veseelam…

KORKUYORUM

img-korkuyorumsanasoylmyyasnisvmiyorsangr-184korkuyorum.

Neden mi? Hızla ve yenice gelişen olaylardan sanırsınız. Yok değil. Kendimden. İmtihanın ve tahammülümün sınırlarımdan korkuyorum. Yeni olan her şey korku verir insana. Himmet dayanağı olmasa hiç cesaret edemez insan yükleri kaldırmaya. Zira omuzlarımız epeyce zayıf.

üzerine yaklaşan doğum heyecanı..

aff..

aman..

karışık.

karma karışık. 

tüm dostlarımdan dua himmet ve destek…

vesselam.

günlere dair-2

sorma-iste-soma-aglatan-klip-6040375_602_bSon günlere dair tefekkür etmeye ve insanımızın duruşunu gözlemlemeye, eleştirmeye devam edeceğimizi söylemiştik.Fakat belki miniğimin doğumunun yaklaşması ve ailemin misafirim olması dolayısıyla geciktirdim. Oturup yazamadığım için olsa gerek bu ay ki Semerkand Aile dergisinde karşıma çıkan bir yazı tam olarak işlemem gereken konulardan biri olduğu kanaatiyle yardımıma hızır gibi yetişti. Soma da Can Sosyal Medyada İnsanlık Kaybı başlığıyla Medya Okumaları bölümünde Gülcan Tezcan kısaca şöyle diyor;

“Cenaze evinde en son yapılacak şey kavga çıkarmak, acıya saygısızlık yapmaktır.Soma’da yaşanan facia sonrası memleket koskoca bir yas evine dönüştü. Ama gelin görün ki sosyal medyada kullanılan dil ve üslup bırakın yaralı gönüllere merhem olmayı, yeni yaralar açacak türden..”

Sadece sosyal medya değil, medyada ki haber dilini eleştiriyor ve gerçek acıların ekranlarda ve gazete sayfaimageslarında en dramatik hikaye veya en etkileyici kare şeklinde değer bulduğunu söylüyor. Artık izlediğimiz okuduğumuz dinlediğimiz her nevinden takip ettiğimiz şekliyle medya toplumun bütünüyle bu acıyı paylaşmak için değil reytingini arttırmak için habercilik yapıyor. Bakın başkaca neler söylüyor Gülcan Hanım;

“Eskiden acıda ve sevinçte bir oluşumuzla övünürdük. Ama artık ortak bir acıda bile buluşamıyoruz. Milletçe aynı acıya gözyaşı dökemiyor, aynı duaya “Amin” diyemiyoruz.”

Bu da son zamanlarda toplumca yaşadığımızın dramın asıl yüzü olsa gerek. Aslında yazının başlığı herşeyi özetliyor. Fakat yazının her satırı konuyu resmeden güzel bir özet olmuş.

Vesselam.

Yazının tamamını dergiden okuyabilirsiniz. Eğer derginiz yoksa aktif olduğu anda buraya linkinide ekleyeceğim, inşaAllah oradan okuyabilirsiniz.
Kenar

sessiz yazı.

evimde bugün yalnız çamaşır makinesinin sesi var.
yalnız bir gün. deniyorum bakalım nasıl bitecek?
ama anlamadığım bunca sessizlikte benim mi tüm bu çığlıklar?
hayatım arkadaşlarım eski ve yeni her şey zihnimde resmi geçit yapıyor.
yeniye alışmak zor; eskiyi unutmaktan…

herkes hep birden karar vermiş sanki sessizliğe…
yeni uyanmıştım ben sanki herkes yeni uyudu.
vakit gece mi yoksa ben mi önümü göremiyorum?

yazmaya devam. bir gün sesimi duyurana dek.
vesselam.i-1

yeniden merhaba :)

Bahar, esen rüzgar, okunmakta olan öğle ezanı, tuşlara yapışan ve akmayan kelimeler, açlık, doğan bir bebeğin haberi, birbirini kovalayan ay ve güneş, buluşan iki göz, kaynaşan iki hayat, varlığını sökün ettiriyor, eritiyor bedenimi, bu fani hayatı hatırlatıyor. Oysa ben yine aynı inatla uykuma devam etmek istiyorum. Uyuyayım diyorum ey hayat! Beni bulduğun köşemde bırak. Annemin sesini duyuyorum içeride bir yerde; “cık cık cık…kızım Müslümanın boş vakti olur mu? tatili olur mu?”

Hayat bir sarmal bulmaca gibi ağına düşürdüğünü sarhoş ediyor, hallere alışmak neyine? Varlığa, harekete çağırıyor.

Bu ev benimmiş; bu eşyalar, bu çağ, bu zaman… Benim olduğu için ben onlara gönüllü köleymişim. Ev hanımı olmuşum. Eş olmuşum. Hayatı paylaşıyormuşum.

yatak

Onca hikayeden biriyim işte.

Ama değişen öyle çok şey var ki. Güzellik mi dersiniz, kimi zaman Cennetten bir numune mi? Bilmiyorum. ; “Şükreden bir kul olmayayım mı ya Aişe, diyen Peygamberin (sav.) nasıl ümmeti olunur? Sorumluluk nedir ki? Hayatımın bütünü. Tek bildiğim; artık kendime bir başkası sebebiyle daha iyi bakmam ve bütün hallerime sahip çıkmam gerektiği. Bu bedenin,  varlığın bütünüyle emanet olduğunun ve kendime değil aleme; bir zübde-i aleme hizmet için yaratıldığının idrakine varmaktayım.

Yolculuk devam ediyor. Arada bir hayata notlar düşmeye, bloğumda yazmaya ve farkındalığını paylaşmada aynı zamanda devam edeceğim.

Ee, ne diyelim yeniden merhaba!!! 🙂

bir nefeslik…

Sahur vakti, evde Semerkand Radyo klasik olarak açık ve sahur yaptığımız odada,  keyifle dinlemekteyiz. Her reklam arasında olduğu gibi bu reklam arasında da güzel bir ilahi… Sahur bitti aradan bir saat geçti. Bir baktım ilahi dilime takılmış. Paylaşayım. Ne güzel bir iltica aynı zamanda. Radyoda söyleyen gurubun dilinden eklemek isterdim ama kaydı henüz düşmemiştir nete. Hayırla himmetle… 

Şu benim divane gönlüm

Yine hubdan huba düştü…

Mah cemalin şulesinde 

Çalkalanıp göle düştü…

Ah ben nidem şeyhim nidem

Ah ben nidem şeyhim nidem

Yaralıyım kime gidem

Ya halim kime arzedem…